Doğu’da bir medeniyet merkezi: Hınıs
Murat Ertaş yazdı: İkindi namazını Hınıs’ta kıldık. Eski Pasaj’da ihtiyarların satranç oyununu sabırla izledik. İki ihtiyar satranç oynarken sekiz on kişi de heyecanla oyunu izliyordu.
“Hınıs Fasulye ve Bal Festivali” vesilesiyle arkadaşlarımla geç Cuma günü Hınıs’a gittik. Yol arkadaşlarım birbirinden değerli Hınıslı Abdulnasır Polat, diğeri Hasankaleli Sıddık Takar gibi şehrin STK’lerinde ve cemiyet hayatında etkin isimler olunca yolculuğumuzu şehir sohbetleriyle şenlendirdik. Akşam namazından evvel çıktık, Erzurum’dan. Köprüköy’e vardığımızda akşam ezanları okunuyordu. Köprüköy denilince akla iki şey gelir: Deliçermik ve tarihî Çobandede Köprüsü… Kükürtlü çamurdan termal kaplıca olan Deliçermik’in modern tesislerle ve çok iyi tanıtımla ulusal ve uluslararası turizme kazandırılmasını bekliyoruz. Bu konuda Köprüköy Belediyesi DAP, KUDAKA, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı projeleriyle harekete geçiriyor mu bilmiyorum. Bekliyoruz.
Erzurum-Hınıs arası eski yol dediğimiz, bol virajlı dere yolundan 140 km, Karayazı üzerinden daha konforlu yoldan gidilirse 164 km’dir. Şehir merkezine bu kadar uzak olan ilçenin köylerine gidecek olursanız 180-200 km yo almanız lazım. Sadece tek yön gidişiniz 2-3 saat sürebiliyor. Hınıs’ı Erzurum’a yakınlaştıracak ve aradaki mesafeyi 90 kilometreye düşürecek Palandöken Tüneli bir yılan hikâyesine dönmüş durumda… Projelendirildi mi, yatırım planına alındı mı bilmiyorum. Derler ya “Ben kız idim o söz idi!”
Aynı durum Söylemez Barajı için de geçerli. Biz babamızın kucağında (1970’lerde) rahmetli Efendi amcanın minibüsüyle deliktaşı geçip Hınıs’a giderken babam rahmetli Erbakan’ın “Söylemez Barajı” projesinden bahsederdi.
Yorucu bir yolculuktan sonra Hınıs’a vardık. Hınıs’ta bizi bir dönem MÜSİAD Erzurum Şube Başkanlığı da yapmış olan iş adamı Taner Bayır karşıladı. Hınıs meydanında ise festival konserlerle başlamıştı. Akşam karanlığında Hınıs ışıl ışıl ve şen şakraktı. Dışarıdan çok sayıda misafir, İzmir’den ve İstanbul’dan Erzurum Dernekleri Hınıs’a gelmişti.
Benim rahmetli annem Hınıs Ovaçevirmeli, babam Hınıs Göllerli (eski adıyla Kahkik). Hınıs’ta iki köyümüz var. Ayrıca Şahabettin ve Erence’de hısım ve akrabalarımız var. Hınıs’ın daha birçok köyünde büyüklerimizden kalma aile dostlarımız…
Hınıs, Birinci Cihan Harbi’nden sonra 1915-1920 yılları arasında Revan’dan 532 aile ve 3.950 kişilik nüfus göçü almıştır. Revan Hanlığı yerine Rusya uydu bir devlet kurmuştur: Ermenistan… “Şol Revan’da balam kaldı” türküsü boşuna değildir. Oradaki Müslüman nüfus Erzurum ve çevresine yerleştirilirken Hınıs’taki Ermenilerin büyük kısmı da ya farklı kimlikle (kripto) toprağında kalmış ya da Ermenistan’a göç etmiştir.
1934 tarihli İskân Kanunu ile Cumhuriyet yönetimi Hınıs’a Erzurum’un kuzey ilçelerinden ve kuzeyindeki illerden (Tortum, Oltu, Narman, Ovacık bucağı, Gümüşhane, Bayburt) toplamda 713 aile ve 4.320 kişi yerleştirmiştir. İşte o ailelerden biri de bizim aile… Baba tarafım 1940’ta Narman’dan, anne tarafım 1942’de Tortum’dan Hınıs’a göç etmiş. Bu durumda Hınıs’ın 1940’daki 34.934 olan nüfusunun yaklaşık 8 bini dışarıdan göç edenlerden teşekkül etmiştir, diyebiliriz. 1934’te Karaçoban’ın da bağlı olduğu Hınıs köylerindeki nüfus toplam 1.808’dir. Yani o tarihte köyler ve araziler bomboş…

Hınıs’ın 1985’teki toplam nüfusu 62.661 kişidir. Bu nüfusun 12.161’i ilçe merkezinde 50.500’ü ise köy ve kırsal alanda yaşamıştır. 1990’da toplam nüfus 45.514, ilçe merkezindeki nüfus 16.005, köylerdeki nüfus 29.509. 2025’te ise Hınıs’ın ilçe merkezi ile köylerinin toplam nüfusu 23.011’dir. 1980’lerden bugüne Hınıs’taki her üç kişiden neredeyse ikisi Hınıs’ı terk etmiş.
En yüksek nüfus yoğunluğunu 1985’te yaşamış olan Hınıs, başta PKK terör örgütünün eylemlerinden ve tehditlerinden olmak üzere, diğer ekonomik nedenlerle başta Türk nüfusu olmak üzere hızla boşalmıştır.
Hınıs farklı coğrafyalardan gelen insan kaynağıyla çok kültürlü zengin şehir kimliği kazanmıştır. Hınıs’ta “Laz Komu”na da rastlarsınız, çarşıda Bayburtlu bir esnafa da… Revan’dan bir ailenin yemek kültürü de vardır Hınıs’ta, Tortum’un meyve ağaçları da… Her farklı insan birbirini etkilemiş ve zenginleştirmiştir. Bu farklılık ve zenginlik tarihi ipek yolu durağı olan Hınıs’ın kimliğine uygun olarak bir medeniyet havuzu oluşturmuştur. Kültürlerin uzlaştığı ve kaynaştığı barış ve hoşgörü ilçesi terör olaylarının bitmesiyle yeniden eski şen günlerine dönme çabası içerisinde.
İşte bu çabalardan biri de “Hınıs Fasulye ve Bal Festivali”. Festivalde adı geçmiyor ama Hınıs içli köftesi, “Hınıs Köftesi” adıyla 4 Mayıs 2024’te coğrafî işaret almış çok lezzetli bir tattır. Şunu ifade etmeliyim ki Hınıs Köftesi yemeyen ben içli köfte yedim, demesin. Sevgili Ümit Güvercin başkanımızın daveti üzerine Erzurum’daki Hınıs-Karaçoban İlçeleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nde ilk defa tatmıştım Hınıs Köftesini. Çok lezzetli çok ve oldukça iri… Tek bir köfte neredeyse bir adamı doyurur.
Peki, Hınıs balı neden meşhur? Hınıs Kaymakamlığı sitesinden bunun cevabını size aktarayım:
“Hınıs balının en büyük farkı, bulunduğu bölgenin izole yapısıdır. Havası, suyu ve florası bozulmamış; meyve tarımı yapılmayan saf topraklarda arılar, doğanın sunduğu en temiz polenlerden bal üretir. Bu da balın tadını hafif, aromatik ve eşsiz kılar. Hınıs’ta kışların uzun ve sert geçmesi, bölgede kimyasal ilaçlama ya da yapay gübre kullanımına imkân vermez. Böylece balın saflığı doğrudan korunmuş olur.”
Hınıs’ın ince kabuklu ve lezzetli fasulyesini demeye gerek yok.
Hınıs’ta ETSO’da uzun yıllar meclis üyesi olan Celalettin Çetinkaya abimizin kardeşinin mekânında, Hınıslı iş adamı Sadık Çelebi bize akşam yemeği ısmarladı. Yemekte Sadık Beyin burnundan oluk oluk kanlar gelince hemen Hınıs Devlet Hastanesi’ne Acil servisine götürdük. Yüksek tansiyon nedeniyle burnun kanaması hayra yorulur. Çünkü burun kanamasa beyin kanamasına neden olur ki Allah muhafaza!.. Hayatta da böyledir. Bazen küçük sıkıntılar çekilmeli ki büyük acılara neden olmasın! Ertesi gün tarım makineleri sattığı iş yerinde ziyaret ettiğimiz Sadık Bey bize çay ısmarladı ve Erzurum’da geniş çaplı sağlık kontrolünden geçme sözünü aldık kendisinden…
Geceyi Hınıs’a Erzurum’a doğru beş kilometre uzaklıktaki Parmaksız köyünde Abdulnasır Polat’ın bir akrabasının o gecelik bize tahsis edilmiş evinde geçirdik. Çok rahat ettik. Allah hane sahibinden ve Abdulnasır Abiden razı olsun. Köy evlerinin konfor olarak şehir evlerinden eksiği yok, fazlası var. Bahçeli köy evi şehirde olunca “villa” deniyor.
Sabah evvela Başköy Barajı’nı gezdik. Parmaksız köyünün hemen arkasında… Başköy barajı 205 bin dekar alanda sulama yapacak da halâ su tünellerinin ve kanallarının yapılmaması, 140 kilometrelik 3,5 metre çapındaki su borularının döşenmemiş olması halkın canını sıkmakta… Baraj var, sulama yok. Sulama olduğunda verimli Hınıs ovasında ürün çeşitliğinin artacağı öngörülüyor.
Baraj gezisinden sonra Hınıs merkezde kahvaltımızı yapıp Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizin sakası olduğu rivayet edilen ve Hz. Ömer döneminde Erzurum’da kabri bulunan Abdurrahman Gazi Hazretleriyle bölgenin İslamlaşması için mücadele edip Erence köyünde metfun Ömer Halil Hazretleri’nin kabrini ziyaret etmek için yola çıktık. Oraya vardığımızda halkın ziyarete yoğun ilgisi vardı. Bir mezar düşünün dört bir yanından su çıkıyor, mezar bir küçük adacık. Sanki de cennet bahçesi. Halk buraya “ziyaret” diyor. Erence’nin eski adı “Hırt”. Dağları beyaz taştan oluşuyor ve Hırt’tan çıkan berrak ve tertemiz su birkaç köyün arazisinin suluyor.
Hırt’a giderken annemin köyü olan Ovaçevirme’den geçtik. Köy bomboştu. Belki sıcakların tesiriyle vakit öğleye yaklaşıyordu ve sıcağın etkisi de olabilir. Ben bu köyün çok kalabalık halini bilirim. Erkeklerin harman yaptığı, kadınların su kenarında buğday yıkadığı, çocukların dana otardığı, ihtiyarların bostan kalaklarında kalıp Allah’ın ikramı salata, domates, kavun, karpuz ve birçok ürünü özenle severek yetiştirdiği dönemleri, değirmen önünde sıra sıra duran buğday yüklü kabalık öküz arabalarını bilirim… Ovaçevirme’de 1980’lerde ilkokul, ortaokul ayrı ayrı binalarda eğitim verirdi. Öyle kalabalıktı. Şimdi köyde neredeyse çocuk ve genç yok. Gözümde anılarım canlandı ve Hırt’a doğru ilerlerken yollardaki birinci sınıf asfalt dikkatimi çekti. Evet, çocukluğumun toz bulutu yollar kalmamıştı artık.
Arkadaşlarla ortak programımızdan dolayı babamın köyü olan Göller’e uğramadan Yelpiz’e vardık. Yelpiz’de köylüler sıkıntılarını dile getirdi. Her köylü çağın hakikatlerine, Hınıs’ın meselelerine öyle vakıf ki… Sanki her biri birkaç üniversite okumuş, strateji merkezlerinde eğitim almış. Hınıs’ın en birinci meselesi “göç” ve arazilerin çok ayıda varis yüzünden parçalaması veya sahipsiz kalması. Terk edilmiş arazilerde buğday, arpa, ayçiçeği, fındık, pancar vb çeşitli tahıl ürünleri ekilmeyi bekliyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı bir an evvel ekilebilir arazilerin toplulaşmasını tamamlamalı. Kendimizden örnek vereyim. Dedemin, babamın, amcalarımın ortak tapusu olan arazilerin akıbeti ne olacak. Ölümlerden dolayı yaklaşık yüz varis var. Kim ilgilenecek? Bu varisler nasıl bir araya gelecek? Her biri başka şehirde, başka ülkede… O zaman devlet arazilerimizi toplulaştıracak bizim adımıza işleyecek veya kiraya verecek. Zaten devlet toplulaşma kararın almış, iş uygulamada… Devletimizin bekası için ekilmeyen arazi kalmamalı…
Hınıs ki bir zamanlar koyun, keçi ve sığır varlığında Erzurum’un ilk sıradaki ilçesiydi.
Velhasıl; Palandöken tünelinin, Söylemez Barajı’nın halâ yapılmaması, Başköy Barajı’nın sulama borularının halâ döşenmemesi ve arazilerin sulanamaması, arazi toplulaşmasının uygulamada henüz gerçekleşmemesi Hınıslının hükümete sitemidir. Tüm bu olumsuzlukların Hınıs’tan göçü artırdığına inanıyor, Hınıslılar.
İkindi namazını Hınıs’ta kıldık. Eski Pasaj’da ihtiyarların satranç oyununu sabırla izledik. İki ihtiyar satranç oynarken sekiz on kişi de heyecanla oyunu izliyordu. O ağır ve yavaş hamleleri olan satranca olan bu ilgi de Hınıs’ın kadim Doğu’ya ait o şehirlilik kimliğini göstermesi açısından dikkate değer. 1720 rakımlı olup madde ve ruh planında Erzurum merkezden çok sıcak Hınıs’tan ikindilerden sonra yine geldiğimiz yolu takip ederek Erzurum’a döndük. Dönerken dört kişiydik… Taner Bayır ağabeyimiz de bize katılmıştı…
Hınıs’ı merak edenlerin yukarıda bahsettiğim yerlerle beraber Hınıs Kanyonlarını, Hınıs Kalesi’ni, kanyon içerisindeki “Dere Cami” olarak da bilinen Ulu Cami’yi gezmelerini, Hamurpet gölüne çıkmalarını ısrarla tavsiye ederim.
Yakın zamanda babamın köyü ve benim nüfusumun kayıtlı olduğu Göller köyüne gideceğime söz vererek ayrıldım Hınıs’tan…