Edebin değeri: Altından daha kıymetli olan
Serkan Oral yazdı: Bir zamanlar ayıp diye bir şey vardı. Şimdi moda değişti, ayıp da moda dışı kaldı. Sokakta yarı çıplak dolaşan vatandaşımız, sanki üstündeki kumaş kendisine fazladan vergi yüklüyormuş gibi, azaldıkça azaltıyor.
“Edebü’l-mer’i hayrun min zehebihi”, İnsanın edebi, altınından daha değerlidir, der Arap atasözü.
Bizim mahallede bir söz daha vardır, atasözü değil ama olsun, tecrübe sözüdür: “Altın bulunur, edeb bulunmaz.” Nitekim şu memlekette gezin bakalım, kaç kuyumcu görürsünüz, kaç tane de edebli insan. Kuyumcuların sayısı fazladır da, öbüründen bir türlü zengin çıkmıyoruz.
SOKAĞIN YENI MODASI: YOKLUK
Bir zamanlar ayıp diye bir şey vardı. Şimdi moda değişti, ayıp da moda dışı kaldı. Sokakta yarı çıplak dolaşan vatandaşımız, sanki üstündeki kumaş kendisine fazladan vergi yüklüyormuş gibi, azaldıkça azaltıyor. Sorsan “hava sıcak” der. Kardeşim, hava her yaz sıcak, sen her yaz mı unutuyorsun terbiyeyi dolapta bırakmayı?
Oysa dedelerimiz öyle miydi? Yaz kış aynı vakar, aynı duruş. Belli ki bizim kuşak, elbiseyle beraber hayâyı da askıya asıp evde bırakmayı marifet sanıyor.
TRAFİK: MİLLETİN KARAKTER TESTİ
Trafik, bu milletin karakterini en çıplak haliyle gösteren laboratuvardır. Direksiyona geçen adam, sanki o koltuğa oturur oturmaz bir yetki belgesi almış gibi, kimseye hayat hakkı tanımaz. Korna çalar, söver, kapı açar, yayaya “yürüsene be adam” diye bağırır — sanki yaya kaldırımda değil de onun tapulu arazisindeymiş gibi.
İki araç sıkışsa, iki şoför de inip birbirine “abi sen kimsin” diye sorar. Oysa asıl soru bellidir: “Sen edepli misin?” Ama bu soruyu kimse sormaz, çünkü cevabı ikisi için de aynı olur.
YAŞLIYA, ÇOCUĞA SAYGI: MÜZE EŞYASI MI OLDU?
Bir zamanlar otobüste yaşlı görünce ayağa kalkardık; şimdi telefonuna dalıp yaşlıyı görmezden gelmek bir çeşit spor dalı oldu, sanki “kim daha uzun süre bakmaz” yarışması var. Çocuğa gelince — çocuğun yanında küfür etmek, çocuğun önünde kavga etmek, çocuğa terbiye dersi verecek yaştaki adamların işi artık.
Hâlbuki büyüklerimiz derdi ki: Bir toplumun ne kadar medeni olduğunu anlamak istersen, en güçsüzüne nasıl davrandığına bak. Biz de bakıyoruz da, gördüğümüz manzara pek iç açıcı değil.
SAPKINLIK, ALKOL, UYUŞTURUCU: “ÖZGÜRLÜK” DİYE YUTTURULAN ESARET
Bazıları bu işlere batınca “özgürlüğüm” der. Oysa hakiki özgürlük, insanın kendi nefsine hâkim olabilmesidir; nefsin insana hâkim olması değil. Şişeye, hapa, haşhaşa esir olan adam, zincirini altından yaptırmış köle gibidir — zincir yine zincirdir, gümüş kaplama olması onu hafifletmez.
Bir de bu işleri “modernlik” sananlar var. Arkadaş, modernlik dediğin ilim, irfan, teknoloji, adalet, nezakettir; sokakta sendeleyerek yürümek değil. Sen modern olacağım derken çağın gerisine değil, insanlığın gerisine mi düşüyorsun?
SONUÇ YERİNE: ALTIN MI, EDEB Mİ?
Şu atasözünü bir daha okuyalım: İnsanın edebi, altınından daha değerlidir. Demek ki edebsiz bir zengin, altını olan bir dilencidir aslında adeta cebi dolu, kendisi boş.
Maden aramaya gerek yok, edeb madeni tükenmiş zaten, onu arayalım.
Bulan olursa haber versin, belki eski günlere döneriz; o günlere ki, insanlar yaşlıya yer verir, çocuğun yanında ağzını bozmaz, trafikte kavga yerine gülümser, sokakta terbiyeyle yürür ve en önemlisi, cebindeki altından çok, içindeki edebiyle övünürdü.
Yoksa böyle giderse, bir gün müzeye “Edeb Nesli Tükenmiş” diye bir vitrin koyarlar, altına da “Numunesi Kalmamıştır” yazarlar.