Evren sandığımız kadar kusursuz olmayabilir: 100 yıllık kozmoloji modeli sorgulanıyor
Fizikçiler, evrenin büyük ölçeklerde tamamen homojen olmadığına dair dikkat çekici bulgular elde etti. Yeni araştırmalar doğrulanırsa, yaklaşık bir asırdır modern kozmolojinin temelini oluşturan standart evren modeli yeniden yazılabilir.
Modern kozmolojinin temel taşlarından biri olan “evrenin her yönde aynı ve homojen olduğu” görüşü, yeni araştırmalarla yeniden tartışmaya açıldı. Fizikçilerin yayımladığı yeni çalışmalar, evrenin düşünüldüğü kadar kusursuz bir yapıya sahip olmayabileceğini ortaya koydu. Bu durumun doğrulanması halinde, yaklaşık 100 yıldır kullanılan kozmolojik modellerin önemli ölçüde değişmesi gündeme gelebilir.
Andrey Feldman’ın Live Science’taki yazısına göre araştırmacılar, evrenin büyük ölçeklerdeki yapısını incelemek amacıyla yeni matematiksel yöntemler geliştirdi. Yapılan analizlerde, modern kozmolojinin temelini oluşturan Friedmann-Lemaître-Robertson-Walker (FLRW) modeliyle tam uyum göstermeyen bazı işaretler tespit edildi. Bilim insanlarına göre bu sapmalar, standart fizik modellerinin ötesinde yeni fizik kurallarına işaret ediyor olabilir.
Çalışmanın ortak yazarlarından, Kopenhag’daki Niels Bohr Enstitüsü ile Londra’daki Queen Mary Üniversitesi’nde görev yapan fizikçi Asta Heinesen, uzayın eğriliğinin her yerde aynı olduğu varsayımında “şaşırtıcı ihlaller” gözlemlediklerini açıkladı. Heinesen, elde edilen sonuçların yeni fiziksel süreçlerin işareti olabileceğini ancak kesin sonuca ulaşmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
EVREN GERÇEKTEN HOMOJEN Mİ?
Bugüne kadar kabul gören standart modele göre evren, yeterince büyük ölçeklerde incelendiğinde homojen ve izotropik kabul ediliyor. Yani madde evrene eşit şekilde dağılmış görünüyor ve uzay her yönde benzer özellikler taşıyor.
Ancak gerçek gözlemler, galaksiler, dev galaksi kümeleri ve “kozmik boşluk” olarak adlandırılan geniş alanlardan oluşan karmaşık bir yapı ortaya koyuyor. Bilim insanları, bu düzensiz yapının standart FLRW modelinin her durumda geçerli olmayabileceğini düşündürüyor.
Araştırmada özellikle iki önemli etki üzerinde duruldu. Bunlardan ilki, ışığın evrendeki boş bölgelerden geçerken madde yoğunluğunu olduğundan farklı göstermesine yol açan Dyer-Roeder etkisi oldu. İkinci unsur ise büyük ölçekli yapıların evrenin genişleme hızını değiştirebileceğini savunan “kozmolojik geri tepme” etkisi olarak öne çıktı.
YENİ YÖNTEMLERLE EVRENİN GEOMETRİSİ İNCELENDİ
Araştırma ekibi, kozmik genişleme oranlarını ve uzaklık ölçümlerini karşılaştırmak için gelişmiş matematiksel testler kullandı. Ayrıca yapay zekâ destekli “sembolik regresyon” yöntemiyle gözlemsel verilere en uygun matematiksel modeller oluşturuldu.
Çalışmada, süpernovalara ait Pantheon+ kataloğu verileri ile milyonlarca galaksiyi inceleyen DESI (Karanlık Enerji Spektroskopik Enstrümanı) projesinin sonuçları değerlendirildi. Bunun yanında, evrenin ilk dönemlerinden kalan baryon akustik salınımlarına ilişkin ölçümler de analizlere dahil edildi.
Elde edilen sonuçlarda, standart kozmoloji modelinden küçük ancak dikkat çekici sapmalar görüldü. Araştırmacılar, istatistiksel anlamlılığın henüz kesin keşif seviyesine ulaşmadığını vurgulasa da sonuçların kozmolojide yeni bir dönemin habercisi olabileceğini ifade etti.
BİLİM DÜNYASI YENİ VERİLERİ BEKLİYOR
Uzmanlar, mevcut verilerin henüz sınırlı olduğunu ve daha hassas gözlemlere ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. Gelecekte yapılacak yeni teleskop gözlemleri ve daha kapsamlı galaksi araştırmaları sayesinde, evrenin gerçekten standart kozmoloji modeline uyup uymadığı daha net anlaşılabilecek.
Araştırmacılar, eğer bu sapmalar doğrulanırsa karanlık enerji, değiştirilmiş yerçekimi teorileri ve evrenin genişleme modellerine ilişkin birçok mevcut yaklaşımın yeniden değerlendirilmesi gerekeceğini ifade ediyor.
Kaynak: Gercektarih.com.tr