Mehmet Poyraz Haymana beygiri ile Ankara sırtlanını yazdı: Kim bunlar?
Gazeteci ve araştırmacı yazar Mehmet Poyraz’ın “Haymana beygiri ve Ankara sırtlanı: Başkentin uyanıklarından iki portre” başlıklı yazısı merak konusu olurken okuyanları gülümsetti.
İşte gazeteci Mehmet Poyraz’ın İttifakgazetesi.com’da yayınlanan o yazısı:
“Haymana beygiri ve Ankara sırtlanı: Başkentin uyanıklarından iki portre”
Haymana ilçesi Ankara’ya bağlı güzel bir şehrimiz. Haymana adının geçtiği halk arasında bir deyim vardır. Bu kimi film diyaloglarında hatta kimi şarkılarda da geçer: Haymana Beygiri.
Genellikle cümle içerisinde kullanımı ise şöyledir:
“Haymana beygiri gibi dolaşıyor.”, “Haymana beygiri gibi yatıyor.”
Türk Dil Kurumu’na göre (TDK), “Haymana beygiri gibi dolaşmak” şu manaya geliyor:
“İsim, mecaz ‘İşsiz güçsüz dolaşmak’ anlamındaki haymana beygiri gibi dolaşmak deyiminde geçen bir söz.”
Yani, Haymana beygiri benzetmesi hiçbir işi gücü olmayan ve fazla da topluma faydası da olmayan kişiler için yapılmaktadır. Ayrıca görünürde bir işi olsa da, işini yapmayana da denir. Çevrenizde mutlaka bu tanımlamaya uyan biri ya da birileri mutlaka vardır. Tahmin edeceğiniz gibi yazımızın konusu olduğuna göre bizim de çevremizde böyle biri mevcuttu ne yazık ki!
Bir dostumuzun tavsiyesiyle bu “Haymana Beygiri”ni arkadaş çevremize dahil ettik, kıymet verdik, elinin kalem tutmasına yardımcı olduk. Dostlarımızla birlikte yanımızda da taşıdık. Çeşitli ortamlarda bulundurduk. Bununla da kalmadık kültür sanat ortamında teşkil ettiğimiz ortamda lider konumuna da getirdik. Sırf bunları “Evin danası” olmasın diye yapıyorduk, birde gençti. Maksat önün açılsın gençlerin. Bütün bunlar bir yana oluşumda lider olmayı kendisi bizzat istemişti. İçimizde de en genç olduğundan ve kendisinin de ısrarlı talebine dayanamayarak kabul ettik. Ancak bunu getirdiğimiz konuma birçok dostumuz itiraz etmişti sonradan. Bunun bir özelliği olmadığını kapasitesinin yeterli olmayacağını söyleyip durdular. Bunlara kulak tıkayıp arkasında durmaya devam ettik aldığımızın kararın. Bizim bu “Haymana beygiri”, verdiğimiz unvanı alınca üç aya yakın ulaşılmaz oldu. Her gün telefonlaştığımız mesajlaştığımız şahıs neredeyse sırra kadem basmıştı. Ulaşamıyorduk, sonra fikri anlamda bizim ekibi dolandırmaya girişince ipler koptu. Yüz yüze görüşemeden ayrıldı yanımızdan ve imi timi kayboldu.
Her şeye rağmen biz yüz yüze gelmek için epey bir uğraş verdik. Defalarca telefonla aradık, mesajlar yolladık buluşmak ve konuşmak için hiçbirine dönüş yapmadı. Özel olarak şahıs üzerinden de haber yolladık yine yanıt yok. Sonrasında aynı ortamlarda bulunduğumuzda ise bizden kaçmaya başladı. Kayboluyordu, göstermiyordu kendini ama bizi sıkı takip ediyordu. Buraya kadar biz bir sıkıntı görmüyorduk, hatta soranlara sanırız yoğun diyorduk. Bu arkadaş zaten yapay zekanın iyice gelişmesi sonrası bizden uzaklaşmaya başlamıştı. Yazılarına yardımcı oluyorduk, ancak yapay zeka bu işi yapmaya başlayınca bize gerek kalmadı sanırım. (Yapay zekanın bizden uzaklaştırdığı başka yazar ve yazar adayları da oldu, bu ayrı bir yazı konusu olacak.)
2025’in Ağustos ayında çevremizden kopup giden bu dini bütün arkadaş, biz öyle biliyorduk, aylardır dedikodu yapmakla meşgul. Aylarca hakkımızda dedikodu yapan bu zata, eski günlerin hatırına bir şey demiyorduk. Gülüp geçiyorduk ve cahilliğine veriyorduk. Ancak az sonra bahsedeceğim “Ankara sırtlanı” ile bir olup hakkımızda dedikodu yapmaları bir yana, çok sevdiğimiz bir dostumuza mesajlarla psikolojik baskı yapmaları ve onun sağlığının bozulmasına neden olmaları bardağı taşıran son damla oldu.
Şimdilik “Haymana beygiri” burada dursun. “Ankara sırtlanı”na geçelim.
**
Afrika belgesellerinden bildiğimiz vahşi hayvan türlerinde sırtlan dört çeşide ayrılır. Ülkemizde nadir görülen çizgili sırtlan en son İç Anadolu’da görülmüştü. Türkiye’de Andık, Yeleli Kurt, Aftar, Aptar, Heftar, Alacanavar, Öcü, Dab’a gibi farklı isimlerle bilinen ve insanlardan uzak bir hayat sürdüğü için çok nadir görülen çizgili sırtlan nesli tehlike altında olup koruma altındadır.
Tarım Orman Dergisi’nin Eylül-Ekim 2019 sayısındaki “Kırmızı listedeki tür: Çizgili Sırtlan” başlıklı habere göre ülkemizde yaşayan çizgili sırtlan şöyle tarif ediliyor:
“Diğer yırtıcıların avladığı hayvanların kalıntıları, leşler, hasta, sakat ve zayıf düşmüş hayvanlar, böcekler ve yakalayabildiği küçük memeliler, kavun, karpuz ve üzüm gibi meyveler, bazı sebzeler ve yabani yemişlerle beslenebilen çizgili sırtlan, çok aç kaldığı ve yiyecek bulamadığı zamanlarda evcil hayvanlara da saldırabiliyor. Çizgili sırtlan, yalnız dolaşıp yuvalama bölgesinde küçük gruplar halinde yaşayan bir tür.”
Türkiye’de son 5-6 yıldır çizgili sırtlan sık görülmeye başlandı. Kahramanmaraş, Adana, Adıyaman, Şanlıurfa, Hatay, Osmaniye, Yozgat ve Ankara’nın kırsallarında çizgili sırtlan nadiren ortaya çıkıyor. Ankara’nın Kızılcahamam ile Çamlıdere ilçeleri çizgili sırtlanın nadiren de olsa görüldüğü yerlerden. Bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde, 10 Mayıs 2026 Pazar günü Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesinde çizgili sırtlanın bir çiftçi tarafından cep telefonu kamerasıyla kaydedildiği haberlere düştü.
Neyse, şimdi asıl konumuza gelelim. Size bahsedeceğim “Ankara sırtlanı” nasıl ortaya çıktı? Yukarıdaki “Haymana beygiri” ile varoluş mücadelesi veren “Ankara sırtlanı” ile tanışmamız şöyle oldu:
Arkadaşlarla bir kültür etkinliğine gitmiştik. Orada bir şekilde tanışmış olduk. Aslında zorla yapıştı durmadan bir şeyler anlatıyordu. Oradan çıkarken biz grup halinde o da peşimize takıldı. Arkadaşlar önde, biz bununla arkada yürüyoruz cadde boyunca. Önceden planladığımız gibi her zaman gittiğimiz mekana gidip çay sohbeti yapacağız. Sonra buna yolda yürürken ne iş yaptığını sordum. Emekli din adamı olduğunu söyleyince saygı ve hürmet gösterdim. Mekana vardık o da bizimle. Biraz daha sohbet falan derken sonraki günlerde bu çevremizde yer almaya başladı. Sonra oradan oraya sıçramalar.
Bizim “Haymana beygiri” ile ortak tanıdıkları ortaya çıktı sanırım. Sonra beraber takılmaya başladılar. Yukarıda bahsettiğim kültür sanat oluşumumuzda buna da yer verdik. Sonra bu da unvanı alınca kayboldu büyük “yazar” havasına girmeye başladı. Beygir gidince bu da gitti. Aklınca birde çevremizi etkilemeye çalışıyordu. Bu şahıs da diğeri gibi dedikodudan geri durmadı aylarca. Hatta yine yukarıda bahsettiğim çok sevdiğimiz dostumuza, bizim hakkımızda ileri geri konuşup, dedikodu yapıp mesajlar atmaya başladı. Arkadaşımızın sağlığını bozanlardan biri de bu “Ankara sırtlanı”dır.
Mesajlarla psikolojik baskı yapıp sağlığının bozulmasına neden oldukları çok sevdiğimiz arkadaşımıza tâ 2025’in Eylül ayında dedim ki, “Bunlar; Haymana beygiri ile Ankara sırtlanı.” Benim böyle dememe arkadaşım karşı çıkmıştı. “Lütfen böyle yakıştırmalar yapmayalım,” demişti. Ben de onu görürsün demiştim ve konuyu kapatmıştım. Hatta bizim arkadaş “Haymana beygiri”ni çok defa yanımızda savunmuştur. Biz de hiç sesimizi çıkarmamıştık. Sonraki günlerde yazımızın baş kişileri bizim dostumuzun sağlığının bozulmasına neden olmuştur ve son on gündür hastaneye gidip geliyor. En son geçen Cuma beraberdik akşama doğru yine tetkikler yaptırmaya hastaneye gitmişti. Cumartesi sabah Balâ’ya beraber gidelim diye mesaj attım, sağlığının iyi olmadığını yazdı. İlaçlar etkiliyormuş. Hem bu arkadaşla hem de bizimle yüz yüze görüşmekten kaçınan ama hakkımızda yersiz dedikodu yapan bu şahsiyetleri bilmenizi istedim. İsim vermeyi bile gerek duymuyorum. Zaten anlamışsınızdır aylarca sesimizi çıkarmadık. Zira pekte kıymetli değillerdi, önemsemedik. Tâ ki arkadaşımız hastalanıncaya kadar. Bardak taşmıştır, sabır kalmamıştır. Bu ikili hayatlarında ilk defa yazı konusu oldu. Yazımızın kıymetini bilsinler.
**
Şimdi gelelim okur olarak sizlerin aklınızdaki sorulardan birine:
Bari birini aracı koysaydınız, birileri araya girseydi?
Sadece bir kişiden rica ettik, o da ne yaptı bilmiyorum, bir hafta oldu. Başka kimseyle görüşmedik. Bu gibi durumları iyi bilirim ve tecrübe etmişliğim vardır. Eğer birinden rica edip onlara söyleyin böyle demesinler, öyle konuşmasınlar ve dedikodu yapmasınlar diye, bu ikili kendilerini bir şey zannederdi. Onların huylarını da iyi biliriz. Yahu bir defa “Ankara sırtlanı” Umre’ye gitme arifesinde, yaptığı üç kuruş bağışı geri isteyen biridir. Diğerinin de öyle talebi olmuştur. Burayı kendimi zorlayarak kısa tutuyorum. Maddi konulara girilirse şimdi, neyse…
Yüz yüze gelmekten kaçınanlardan ne konuşabilirsiniz ki?
Bunlar şartlar değişince fıtratı değişen şahsiyetlerdir. Belli bir duruşları filanda yoktur.
Şunu da iyice belirteyim, gazetecilik mesleğim boyunca hiçbir kimseyi “Yazarım,” veya “Yazacağım,” diye tehdit etmiş değilim. Aynı şekilde hiç kimseye de şantaj yapmadım. Bunu ispatlayan varsa beri gelsin. Canım nasıl isterse hep öyle yazmışımdır.
Çok yazacak şeyler varda…
Hülasa, Haymana beygiri ile Ankara sırtlanına hayatlarında başarılar diliyorum, Allah tuttuklarını altın etsin inşallah.
Hasta ettikleri arkadaşıma da şifalar diliyorum.
Kaynak: Gercektarih.com.tr