tarihkitapbiyografimehmet poyrazmustafa armağandergi

Sovyetlerin buzdan cehennemi: Fin-Sovyet 1939-1940 Kış Savaşı

A+
A-

Mükremin Ümit Gül yazdı: Bağımsızlık sürecinde Finlandiya’ya en kapsamlı haricî destek Almanya’dan gelmişti. Fakat 1939’da Nazi Almanyası ve Sovyetler arasında Molotov-Ribbentrop anlaşması imzalandı.

Sankt-Peterburg, Büyük Petro’nun emriyle 1703’te kuruldu. O dönem İsveç İmparatorluğu sınırına yakın olan bu şehrin ileride büyük felaketlere yol açacağı bilinmiyordu. Finlandiya toprakları 18. yüzyıldaki İsveç-Rus savaşlarında sık sık işgal ve yağmaya sahne oldu.

İsveç İmparatorluğu zayıflayınca Rusya, Finlandiya’yı 1809’da ilhak etti. Çar I. Alexander, Finlerin iç işlerine karışmadı; bu serbestlik Rusya’ya faydalı oldu ve pek çok Finli asker ve bürokrat Çarlık hizmetine girdi. Ancak sonraki baskıcı çarlar, Finlandiya’da milliyetçiliği körükledi. 1894’te tahta çıkan Çar II. Nikolas, bağımsızlık sürecini hızlandırdı.

Birinci Cihan Harbi sırasında Finlandiya’nın bağımsızlık hareketi güçlendi. Rusya’daki devrimden yararlanan Finli yetkililer, 4 Aralık 1917’de Alman desteğiyle bağımsızlığını ilan etti. Lenin üç hafta sonra istemeden de olsa bunu tanıdı. Ancak kısa süre sonra Kızıl komünistlerin darbe girişimi iç savaşa yol açtı. Ülke ancak Almanların desteğiyle Temmuz 1919’da istikrara kavuştu. Alman Hessen prensi, Frederik Karl Finlandiya’nın ilk kralı tayin edildi, yola çıkarken Alman Imparatorluğu çökünce prens kral olamadan tahtından oldu.

1932’de Sovyetler ile saldırmazlık paktı imzalanınca sular durulmuş gibiydi. Fakat Avrupa’da Hitler ve Stalin’in yükselişi, her şeyin değişeceğini gösteriyordu.

AVRUPA’DA SAVAŞIN AYAK SESLERİ!

Bağımsızlık sürecinde Finlandiya’ya en kapsamlı haricî destek Almanya’dan gelmişti. Fakat 1939’da Nazi Almanyası ve Sovyetler arasında Molotov-Ribbentrop anlaşması imzalandı. Bu anlaşmanın gizli maddeleri ile Finlandiya dahil Baltık bölgesi ve Polonya’nın doğusu Sovyetlere bırakılıyordu. Nazilerin Polonya işgalini Sovyetlerin doğu Polonya işgali izleyince artık pandoranın kutusu açılmış oldu. Polonya işgalini Sovyetlerin Baltık ülkeleri üzerindeki baskısı izledi. Ekim 1939’da Finli yetkililer sınır görüşmeleri için Moskova’ya çağırılınca durumun vahameti hissedildi. Stalin, olası bir Alman saldırısının an meselesi olduğunun bilincindeydi. Bu sebeple Finlandiya’dan ülkeyi yabancı bir ülkeye açmayacağına dair güvence istiyordu. Ayrıca Sankt-Peterburg’un Finlandiya sınırına yalnızca 32 kilometre mesafede bulunduğu için, şehrin güvenliği için Finlandiya’nın sınır hattının 20 kilometre Sovyetler lehine geriye çekmesi, Finlandiya körfezindeki adaların ise Sovyetlere teslim edilmesi talep edildi. Bunun yanısıra belli başlı limanları kiralamak istediler. Sovyetlerin aşırı talepleri Finlandiya tarafından reddedilince tansiyon yükseldi. Bu sebeple her ihtimale karşı Finlandiya 9 Ekim’de kısmi seferberlik ilan etti. Sovyetlerin gücünü bilen Finli yetkililer uzlaşma için bazı tavizler vererek anlaşma zemini aradı. Fakat Sovyetler kabul edilemez taleplerinde ısrar edince müzakereler kesildi. Esasında görüşmeler müzakereden çok, bir tarafın diğer tarafa şartlarını dikte etmesine benziyordu.

Finlandiya’nın talepleri kabul etmesi halinde bile Stalin’in nerede duracağı belli değildi ve taviz üstüne taviz verme durumunda kalınabilirdi. Sorunların eninde sonunda askerî yönden çözüleceğini aslında Sovyet Dışişleri bakanı Molotov müzakereler esnasında tehditvari bir dille şöyle ifade etmişti: “biz siviller herhangi bir ilerleme kaydedemedik. Belkide konuşma sırası askerlerin!”. Bunca atıp tutmanın ardından Kasım ayı derin sessizlik içinde geçti. Sovyetlerin beklenen saldırısı gerçekleşmedi. Acaba Finlerin iddia ettiği gibi Stalin blöf mü yapmıştı? Tahliye edilen sınır kasaba ve şehirlerde hayat tekrar normale dönmeye başlıyordu. Kapatılan okullar açılıyor, insanlar geri dönmeye başlıyordu. Ileride Finlandiya’nın ulusal kahramanı olacak Mareşal (ilk ve tek Mareşali) Carl Gustav Mannerheim ise yetkilileri uyarıyordu. Siyasi yönden çözüm bulunmasını ısrarla tekrarlıyor ve Finlandiya ordusunun uzun süreli savaş yapacak kapasitesi olmadığını vurguluyordu. Fakat siyasiler dinlemeyince istifasını sundu.

Finlerin efsanevi Mareşali Carl Gustav Mannerheim.

SAVAŞA DOĞRU!

Savaşın ilk ciddi habercisi 26 Kasım 1939’da meydana geldi. Sovyetlerin iddiasına göre Finli topçu ateşi sonucunda Sovyet askerleri ölmüş ve yaralanmıştı. Bu “saldırının” sahte bayrak (False flag) operasyonu olduğu açıktı çünkü Mareşal Mannerheim bu tür olaylara meydan vermemek için bütün uzun menzilli silahları geri çekmişti. Anlaşılan o ki Sovyetler savaşı başlatmak için bir casus-belli (savaş sebebi) arıyordu. Sovyetler, Finlandiya başkenti Helsinki’ye son bir ültimatom telgrafı yolladı. Ültimatoma olumsuz cevap alan Sovyetler karşılık olarak 30 Kasım’da başkent Helsinki’yi havadan ağır bir bombardımana tuttu. Yüzlerce ev yıkılmış ve onlarca sivil ölmüştü. Bunun yanısıra 1300 kilometrelik Rus-Fin sınır hattı boyunca 5 koldan 400 binden fazla Sovyet askeri saldırıya geçti. Harp başlamıştı!

FİNLER DİRENİYOR!

Savaş patlak verince Mannerheim tekrar askerî göreve çağırıldı ve Başkumandan olarak savunma güçlerinin başına geçti. Mannerheim orduya radyo üzerinden şöyle seslendi: “ezeli düşmanımızın ülkemize tekrar saldırdığı bir saatte bu görevi üstleniyorum. Başkumandana güven, başarının ilk şartıdır. Biliyoruz ki ülkenin tamamı bu görevi ölümüne yerine getirmeye hazırdır”.

Daha evvel Finlandiya Boğazı ve Ladoga Gölü arasında inşa edilen “Mannerheim” savunma hattı Finlerin en büyük kozu olacaktı. Hatta yüzlerce müstahkem mevziler ve ‘bunker’ denilen koruganlar inşa edilmişti, kilometrelerce uzunlukta siperler kazılmış ve dikenli teller döşenmişti. Savunma tertibi tam olsada Fin ordusunda tank ve top eksikti, var olanlar ya yetersizdi ya da çoktan eskimişti. Hava kuvvetleri yok denecek seviyedeydi. Ruslar ise işgalin ilk aşamasında 420 bin asker görevlendirdi. 6500’ün üzerinde tank, top ve uçak ayırmıştı. Her alanda Rusların ezici üstünlüğü söz konusuydu.

Fakat Ruslar hazırlıksız bir şekilde savaşa giriyordu. Finleri tabiri caizse “ıslık çalarak” yeneceklerini ve halkın kendilerini kurtarıcı olarak karsılayacağını beklemişlerdi. Bölge yoğun ormanlık alan ve karla kaplıydı, düzenli yollar çok azdı. Finli askerlerin çoğu ise kendi yaşadığı bölgelerde konuşlanmıştı, yani kendi ev ve aileleri için savaşıyorlardı.

Bunun yanısıra bölgeyi çok iyi biliyorlar ve kayaklı küçük vur kaç askerî birlikleri vardı. Bu birlikler savaşın ilerleyen sürecinde onlarca Rus askerî konvoy ve bölükleri pusuya düşürüp imha edeceklerdi.

Finli kayaklı askerler tarafından pusuya düşürülen Kızıl Ordu konvoyu.

Sovyetler güneyde Mannerheim hattında çakılıp kalmışlardı. Daha kuzeyden Ladoka Gölü’nü geçip Mannerheim hattına arkadan saldırma planı ise Finli savunma tarafından durduruldu. En kuzeyde ise bazı topraklar ele geçirilmiş fakat Finli karşı taarruzlar Rusların geri çekilmesini sağlamıştı. Böylece Sovyetler ilk etapta belirlenen hedeflerine, Stalin’in doğum günü olan 21 Aralık’tan evvel ulaşmayı başaramadılar. Binlerce asker pusularda ve anlamsız cepheden taarruzlarla hayatlarını kaybetmişti. -35 derecelerde donarak ölen askerlerin sayısı ise çok fazlaydı.

Finler tank, top ve tanksavar açığını ise ele geçirilen Sovyet ganimetleri ile kapatmaya çalışıyordu çünkü yurtdışı silah sevkiyatı çok yavaş işliyordu. Finli komuta kademesi birçok bölgede savunma hatlarını geriye çekip Rusların daha iç bölgelere ilerlemesi üzerine plan kurmuştu. Böylece ikmal zorlaşacak ve ikmal hatları vurulabilecekti.

Ilerleyen Rus birlikleri yoğun topçu ateşine ve hızlı hareket eden kayaklı birliklerin saldırılarına maruz kalıyordu. Ruslar bu Finli askerlere, saldırı sonrası aniden ortadan kayboldukları için “hayalet” ismi vermişti. Yüzlerce Rus tankı, ormanlık arazi içinde sıkışıp kalmış dar yollarda pusuya düşürülüp ilkel kabul edilen molotof kokteyl ile imha ediliyordu. Üstelik kış mevsiminde Rus askerleri yazlık üniforma ve kamuflajdan yoksun savaşa girmişlerdi. Birçok Finli asker ise beyaz kamuflaj sayesinde doğa ile iç içe hareket edebiliyordu.

Almanlar gibi “Yıldırım Harbi” (Blitzkrieg) zaferi bekleyen Stalin zaferden o kadar emindiki yeni kurulacak Finlandiya hükümeti başkanını bile atamıştı. Stalin olup bitenlerden oldukça rahatsız oluyor ve krizler geçiriyordu. Orduda 30lu yıllarda uyguladığı “temizlik” (purge) komuta kadrosunda olumsuz etkilerini göstermeye başlamıştı. Birlikler tecrübesiz subaylar ve komutanların emrinde perişan oluyordu.

Aralık ayı boyunca Ruslar epey toprak ele geçirmişti fakat bu zaten Fin savunma stratejisinin bir parçasıydı. 1300 kilometrelik sınır hattının her metresini savunmak için ne silahı ne askeri vardı. Buna rağmen Rus kolorduları etkili olamadı ve ağır kayıplar veriyordu. Hızlı ve ufak birliklerle ani saldırılar düzenleyen Finlandiya ordusu karşısında ağır ve hantal Rus ordusu etkisiz kalmıştı. Buna rağmen Rus komuta kademesi inatla, dalga dalga Mannerheim hattına ve sıkı ormanlık arazilere anlamsız saldırılar düzenliyorlardı. Mareşal Mannerheim anılarında bu anlamsız kıyımdan “bir Avrupalı için anlaşılması zor bir kadercilik” olarak bahsetmekte.

FİNLERİN KARŞI TAARRUZ TEŞEBBÜSÜ!

Rusların beceriksiz taarruzundan istifade etmek isteyen Finli komuta kademesi karşı taarruz için çalışmalara başladı. Hedefte Mannerheim hattının önünde konuşlanmış 3 Rus tümeni vardı. Kuşatma harekâtı ile Finler bu 3 tümeni imha etmeyi düşündüler. Bu denli saldırı için tank şarttı fakat Finlerin tankları yok denecek kadar azdı. Buna rağmen 23 Aralık şafak saatlerinde taarruz başladı. Taarruz koordinasyon eksikliği ve olumsuz hava şartları sebebiyle yavaş ve kaotik bir şekilde ilerliyordu. Buna rağmen kısmi başarı elde edilmiş ve Ruslar şaşkına dönmüştü çünkü taarruzu bırak, Finlerin savunma bile yapamayacaklarını düşünüyorlardı. Istenilen netice hasıl olmayınca Finli birlikler tekrar Mannerheim hattı gerisine döndü.

SOVYETLERİN RAATE YOLU FACİASI

Ocak 1940 senesinin ilk günlerinde Finlandiya’nın orta kesiminde bulunan Raate yolunda savaşın en ağır hezimetlerinden biri yaşandı. Kilometrelerce uzunlukta Rus Kızıl ordu konvoyu yavaş bir şekilde ilerliyordu. Yolun her iki tarafında yoğun karla kaplı ormanlık arazi vardı. Konvoya Finli kayaklı birlikler her yönden saldırı düzenledi. Her imha edilen tank ve araç konvoyun hareket kabiliyetini kısıtlıyordu. Bu saldırılarda Sovyet 44. Tümen tamamen imha olmuş ve bir daha aktif görev almamıştı. Tümen 4binden fazla askerini kaybetmiş, Finler onlarca tank ve zırhlı araç, onlarca tanksavar ve top ele geçirmişti. Ayrıca binlerce tüfek, mühimmat ve at ele geçirildi. 44. Tümenin geriye kalan komutanları başarısızlıktan dolayı kurşuna dizildi. Finler ise Sovyetlere nazaran çok az zayiat vermişti.

İmha edilen Sovyet zırhlı araçlarını inceleyen Finli askerler.

 

MANNERHEIM HATTI GEÇİLİYOR!

Şubat ayında Mannerheim hattını yarma görevi General Simon Timoşenko’ya verildi. Emrine yüzbinlerce ek asker ve araç dahi verildi. Mannerheim hattı karşısına yığılan Kızıl ordu saldırı emrini beklemeye başlamıştı. Finler ise azalan topçu mühimmatı yüzünden Sovyetleri gerektiği kadar ateş altına alamıyordu. Askeri eksilen birlikleri dahi yeni askerlerle takviye edemiyorlardı. 11 Şubat’ta hat boyunca yoğun topçu ateşi ile Rus saldırısı başladı. Ruslar hattın sağ tarafında savunmayı yarmayı başardılar. Açılan gedikten Rus birlikleri girmeye başlayınca Finli komuta kademesi hattın tamamen boşaltma fikrini tartışmaya başladı. Bu sıralarda İsveç’in arabuluculuk yaptığı toplantıda Finli ve Sovyet delegeleri ateşkes için görüşüyordu.

Mannerheim bunun bilincinde olduğu için hattı kademeli olarak boşaltma emri verdi. Birlikler daha geriye çekilip inşa edilen ikinci bir hatta çekilmeye başladılar. Bu hattın elde tutulması, müzakere masasında Finlandiya’nın elini güçlendirecekti.

Cephe hattında Finli Maxim Makineli tüfek birliği.

Sovyet Kızıl ordu askerleri son savunma hattına doğru ilerlemeye başlamıştı. Finli komuta kademesi Helsinki’den sonra en büyük şehir olan 80 binlik Viipuri şehrinide savunmaya hazırlanıyordu. Sovyet kuvvetleri  Mart’ta tekrar harekete geçerek Finlerin son savunma hattını yarıp, Viipuri şehrini işgal edip başkent Helsinki’ye ulaşmak istiyordu. Finli Dışişleri Bakanı ve Başbakanı bu sıralarda Moskova’da müzakerelerde bulunuyordu. Viipuri şehri kuşatma altına alınmış fakat Ruslar Finlerin inatçı savunmalarını bir türlü geçemiyordu.  Oldukça ağır kayıplarda vermişlerdi. Nihayet Moskova’dan anlaşma sağlandığı haberi yayılmaya başladı. 13 Mart 1940’ta Finlandiya saati ile 11:00, Moskova saati ile 12:00’de bütün silahlar susmaya başladı ve Moskova Barış Anlaşması yürürlüğe girdi. Rus yetkililer artık kan döküldüğü için savaş öncesi isteklerinden daha fazla toprak talep ettiler. Viipuri şehri düşmemiş fakat anlaşma gereği Ruslara bırakıldı. Teslim edilen topraklar Finlandiya’nın yaklaşık 10% tekabül ediyordu. Nüfusun ise 12% yerlerinden edildi. Mannerheim savaşın bitiminde orduya 14 Mart’ta şöyle seslenmişti: “Askerlerim! Birçok muharebede bulundum, ama sizin gibi cesur savaşçı görmedim. Sizinle kendi çocuklarım gibi gurur duyuyorum!”.

Finlandiya 104 gün süren savaşın sonunda dev komşusu tarafından mağlup edildi. Uluslararası basında sıkça kullanılan Davud (Finlandiya) ve Calut (Sovyetler) benzetmesi yerindeydi. Uzun vadede sınırlı imkânlarla güçlü rakibine karşı koyması mümkün değildi. Buna rağmen Finlandiya azim ve kararlılıkla vatanını savundu; Mareşal Mannerheim bu direnişte ulusal kahraman hâline geldi.

Bazı tarihçiler, Finlandiya Sovyetlerin taleplerine boyun eğseydi savaşın çıkmayacağını ileri sürse de, bağımsız bir ülkenin toprak bütünlüğünü savunması en doğal hakkıdır. Nitekim seneler sonra eski Sovyet başkanı Nikita Kruşçev şu itiraflarda bulunacaktı: “Tabii ki işgal için hiçbir yasal hakkımız yoktu. Fakat işin ahlâkî yönünden bakıldığında kendimizi savunma arzumuz bizim gözümüzde yeterli bir gerekçeydi”.

Sovyetler galip geldi ama bu zafer çok pahalıya mal oldu. Kesin olmamakla birlikte 200 bin ölü, benzer sayıda yaralı ve binlerce kayıp araç verdiler. Kruşçev’in anılarında abartılı biçimde 1 milyon kayıptan bahsedilir. Bu ağır tablo Sovyet ordusunun zayıflıklarını ortaya çıkardı; Almanya ileride bu açıkları değerlendirecekti.

Finlandiya ise yaklaşık 26 bin kayıp verdi, 41.500 km² toprak kaybetti ve 420 bin kişi yurtlarından oldu. Dışişleri Bakanı Väinö Tanner’in dediği gibi, “Barış sağlandı ama nasıl bir barış? Bundan sonra ülkemiz vücudu parçalanmış şekilde yaşayacak.”

Batı dünyası savaşı sıkıca takip etmesine karşın ciddi manada yardım yapmamıştı. O günün Birleşmiş Milletler’i olan “League of Nations” kınamadan öteye gitmemişti. İskandinav ve batı Avrupa’dan birçok gönüllü, Finli saflarında savaştığı bilinmektedir. Winston Churchill 20 Ocak 1940’ta yaptığı radyo konuşmasında “Finlandiya, hür insanın neler yapabileceğini gösteriyor. Komünizmin bir milletin ruhunu nasıl çürüttüğünü herkes görüyor” sözlerine rağmen birkaç ay sonra Nazilere karşı ‘milletin ruhunu çürüten’ Komünizm ile ittifak kuracaktı. Zaten Stalin Finlandiya’nın tamamını ilhak etmek için plan yapıyordu.

Savaşın sonucu Finlandiya’yı Nazi Almanyası’na yakınlaştırdı; bu ideolojik değil, daha çok kaybedilen toprakları geri alma çabasıydı. Nitekim 15 ay sonra Finlandiya, Almanya ile birlikte Sovyetlere saldırdı. Almanların yenilgisi yaklaşınca Finlandiya yön değiştirdi. Mannerheim acil bir yasayla Cumhurbaşkanı seçildi; diplomatik manevralarla Sovyetlerle barış yaptı ve Almanları ülkeden çıkardı. Böylece ülkesini, askeri yenilgiye rağmen diplomasiyle korumayı başardı.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Finlandiya, Sovyet baskısıyla tarafsız bir politika izledi. Ancak günümüzde Rusya-Ukrayna savaşıyla oluşan tehdit, bu politikayı değiştirdi. Türkiye’nin vetosunu kaldırmasıyla Finlandiya NATO’ya katıldı ve yeni bir döneme girdi. Bölge yeniden Soğuk Savaş havasına büründü.

Finlandiya kültüründe Kış Savaşı (Fince: Talvisota) hâlâ önemli bir yere sahiptir. Bu mücadeleyi en iyi yansıtan yapımlardan biri 1989 tarihli Talvisota (Winter War) filmidir.

BİLİYOR MUYDUNUZ?

Finli keskin nişancı Simo Häyhä 100 gün süren savaş esnasında 500’den fazla düşman askeri vurduğunu biliyor muydunuz? Askerler ona “Beyaz ölüm” lakabı taktılar. Simo 2002’de hayatını kaybetti.

Finlandiya Hava Kuvvetleri gamalı haçı.

BİLİYOR MUYDUNUZ?

Nazilerin sembolü haline gelen gamalı haçın (Swastika), Nazilerden evvel Finlerin kullandığını biliyor muydunuz? Finlere göre gamalı haç talihin sembolüdür. Finlandiya Hava Kuvvetleri 1918’de kurulduğunda ambleminde gamalı haç yer alıyordu. Finlandiya 2020’de sessiz sedasiz gamalı haçı Hava Kuvvetleri Ambleminden kaldırdı.

Kaynakça:

– a Frozen Hell / William R. Trotter

– The Finnish-Soviet Winter War 1939-40 / David Murphy

– Finland at War: The Winter War 1939-40 / Vesa Nenye

– https://www.bbc.com/news/world-europe-53249645

Mükremin Ümit Gül

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.