tarihkitapbiyografimehmet poyrazmustafa armağandergi

Srebrenitsa ve Hollanda Barış Gücü: Sorumluluk ve tartışmalar

A+
A-

Mükremin Ümit Gül yazdı: Srebrenitsa ve Potočari bölgesindeki BM Hollanda asker sayısı ise 600 civarındaydı. Bu Dutchbat III Birliği Ocak 1995’te bölgeye gönderilmişti.

Srebrenitsa katliamı hiç şüphesiz İkinci Cihan Harbi’nden sonra işlenmiş en sistematik ve korkunç soykırım olarak tarihe geçmiştir. Fakat olaydan sonra yaşanan tartışmalar genelde BM güvenli bölgeleri ve Hollanda Barış Gücü üzerinden yapılmaktadır. Hollanda hükûmetine ve Birleşmiş Milletler’e karşı birçok uluslararası dava açılmıştır. Tek teselli ise Radovan Karadžić ve Ratko Mladić’in Lahey Mahkemeleri tarafından müebbet hapis cezası almalarıdır. Fakat elbette verilen bu cezalar, çekilen işkence ve maruz kalınan soykırımın yanında çok hafif kalmaktadır. Hâlâ günümüzde bile toplu mezarlar bulunmakta, tespit edilemeyen cesetler çıkarılmakta ve her sene yaralar yeniden tazelenmektedir.

Srebrenitsa olaylarını ele alırken diğer güvenli bölgeler ile birlikte değerlendirmek gerekir. Çünkü Srebrenitsa’nın düşüşünden önce diğer mühim güvenli bölgeler birer birer Sırp kuvvetleri tarafından kuşatılmıştı.

Savaş öncesi Srebrenitsa nüfusu 10.000’i geçmiyordu. Bunun yaklaşık üçte ikisi Boşnak, üçte biri ise Sırp nüfustan oluşmaktaydı. Savaş sırasında ise Sırp nüfus bölgeden uzaklaşmış ve Boşnak mültecilerin gelmesiyle nüfus 40.000’e ulaşmıştı. Şehir bu yoğun nüfusu barındıracak kapasiteye sahip değildi ve dış yardımlara bağımlı hâle gelmişti.

16 Nisan 1993’te BM’nin 819 sayılı kararı ile Srebrenitsa güvenli bölge ilan edildi. Bir gün sonra Saraybosna’da Boşnak General Haliloviç ile Sırp komutan Mladić arasında görüşme gerçekleşti. Bu görüşme BM gözetiminde oldu ve her iki taraf Srebrenitsa’yı güvenli bölge olarak tanıma ve silahsızlandırma konusunda anlaşmaya vardı. 6 Mayıs’ta ise 824 sayılı karar ile Saraybosna, Žepa, Goražde, Tuzla ve Bihać “güvenli bölge” (safe area) ilan edildi. Bunu 836 sayılı BM kararı takip etti. Bu karar ile BM, gerektiği zaman bu bölgeleri korumak için askerî güç kullanma yetkisine sahipti. Zaten savaşın ilk yıllarında belirli bölgelere BM barış gücü konuşlanmıştı.

Srebrenitsa ve Potočari bölgesindeki BM Hollanda asker sayısı ise 600 civarındaydı. Bu Dutchbat III Birliği Ocak 1995’te bölgeye gönderilmişti. Bunun yaklaşık yarısından azı muharip güçtü. Bunlardan 55’i daha sonra Sırplara esir düşecek ve Sırpların elinde adeta bir koz hâline gelecekti. Kara gücü olarak ise 50 mm top ile donatılmış zırhlı araçlar, 81 mm havan topları ve az sayıda tanksavar füzeleri mevcuttu. Hollandalı siyasiler ve genelkurmay Bosna’ya ağır silah götürmemeyi tercih ettiler. Kendilerince ağır silahların Sırpları tahrik edeceğinden çekiniyorlardı.

Peki, bu güvenli bölgelerin savunulması mümkün müydü? 836 sayılı BM kararı, barış gücüne yalnızca gözlem değil, gerektiğinde güç ve hava desteği kullanarak güvenli bölgeleri koruma yetkisi veriyordu. Ancak bu yetki sahada çoğu zaman engellemeler sebebiyle fiilen uygulanamadı.

Bunun karşısında eski Yugoslavya ordusunun tankı, topu, uçağı ve her türlü araç gereç ile donatılmış Sırp kuvvetleri bulunmaktaydı. Boşnak kuvvetlerinin çoğu hafif silahlara sahipti. Hollanda BM Barış Gücü birliklerinin gündelik görevleri; asayişi sağlamak, keşif faaliyetleri yürütmek, Sırp ve Boşnak tarafı ile müzakere etmek ve insani yardıma katkıda bulunmak olarak sıralanabilir. Bu gündelik görevler Sırp tarafının engellemeleri ile sekteye uğrasa da devam etmekteydi. Bazı vakalarda zırhlı araçlar mayınlara çarparak zayiata yol açıyordu. Sırplar BM yardım konvoylarına ya engel oluyor ya da el koyuyordu. Bu da BM Barış Gücü üslerinde sıkıntıya yol açıyordu.

Srebrenitsa katliamı esnasında BM ana merkezi Zagreb şehrinde bulunmaktaydı. Askerî kanadın başında Fransız General Bernard Janvier, sivil kanadın başında ise BM Genel Sekreter Yardımcısı Yasushi Akashi vardı. Bunun altında Saraybosna’da İngiliz General Rupert Smith ve Hollandalı Cees Nicolai barış gücü komutanları olarak bulunmaktaydı. Bu komuta zincirinin üçüncü halkasında ise Kuzeydoğu bölgesi komutanlığı mevcuttu; başında Norveçli General Haukland ve Hollandalı Charles Brantz vardı. En altta ise Srebrenitsa bölgesini korumakla görevlendirilen Hollanda BM Barış Gücü Dutchbat III bulunmaktaydı; başında ise Hollandalı Albay Thom Karremans vardı. Herhangi bir hava desteği veya başka bir destek talebinin bu bürokratik katmanların tamamından onay alması gerekiyordu.

Karremans ve diğer BM Barış Gücü birlikleri gerektiği takdirde BM ana merkezinden hava desteği talep edebilmekteydi. Bunun iki seçeneği vardı. Birinci seçenek stratejik bombardıman talebiydi; bu daha çok askerî ve radar üsleri, havalimanları ve köprüler gibi hedefler için belirlenmişti. İkincisi ise yakın hava desteğiydi. Bunun gerçekleşmesi için desteği talep edenlerin yazılı bir hedef listesi sunmaları zorunluydu. Ayrıca düşmanın BM birliklerine ateş açtığı ispatlanmalıydı. Emir-komuta mekanizması bürokratik prosedürler sebebiyle zaten sıkıntılıydı; bütün bu ek şartların getirilmesiyle durum daha da çıkmaza girmişti. Bir de Janvier, Sırplara karşı şiddet kullanmaktan kaçınıyordu çünkü Sırplar birçok yerde BM görevlilerini rehin almışlardı. Bu askerleri serbest bıraktırmak için Janvier ve diğer BM yetkilileri Sırplarla anlaşmak zorunda kalmışlardı.

Sırplar ilerliyor!

6 Temmuz 1995’te Sırp ordusu ilk hamlesini şehre roketler atarak yaptı. Ayrıca şehir dışındaki Hollanda BM gücü gözlem noktalarına havan ve top atışlarıyla saldırılar gerçekleştirdi. Toplamda 200’ün üzerinde top ve havan mermisi düştü. Hollandalı BM askerlerine geri çekilme izni verilmedi. Bunun üzerine Karremans hava desteği talep etmek için harekete geçti. Ancak bu hava desteği talepleri ve süreç baştan itibaren büyük bir fiyasko hâline geldi. Karremans hava desteği talebinde bulundu, fakat talep format dışı olduğu için reddedildi.

Ertesi gün yoğun sis nedeniyle Sırplar saldırılarına ara verdi. 8 Temmuz’da saldırılar yeniden başladı ve Sırplar tekrar Hollanda BM noktalarını hedef aldı. Karremans bu kez yakın hava desteği talep etti, ancak hedef listesi sunmadığı için bu talep de reddedildi.

Sırplar ilerlemeye devam ederken Hollandalı askerlerin bir kısmı geri çekildi, bazıları ise Sırplara teslim oldu. Bu sırada Müslüman halk Potočari’deki ana Dutchbat üssüne akın etmeye başlamıştı. 9 Temmuz’da şehir yoğun topçu ateşi altında kaldı.

10 Temmuz’da zırhlı araçlarla oluşturulan engelleme mevzileri Sırp birliklerinin ilerlemesini yavaşlatmayı hedefledi. Sırplar bu mevzilere saldırınca Karremans iki kez yakın hava desteği talebinde bulunduğunu iddia etti, ancak kayıtlarda bu taleplerin izine rastlanmadı.
Engelleme mevzileri daha gerideki hatta çekilince BM zırhlı araçları Sırplara uyarı ateşi açtı. Sırplar buna karşılık verdi. Böylece yakın hava desteği için gerekli gerekçe oluştu ve Karremans yeniden yakın hava desteği talebinde bulundu. Ancak Janvier izin vermekte tereddüt etti. Bu tereddüt saatler sürdü. Bu sırada Sırplar saldırılarına ara verince, Janvier hava desteğini ertesi gün sabah saat 06.00’a erteledi.

Karremans bu erteleme kararını Boşnaklara kesin bir bombardıman yapılacakmış gibi aktardı. Hatta Boşnaklara ateş hattındaki mevzilerini terk etmelerini bile tavsiye etti. Ancak Boşnakların BM’ye güvenmemek için haklı sebepleri vardı. Bu süreçte Karremans, tepkiler karşısında kötü bir şaka yaparak o meşhur “Don’t shoot the piano player” (Piyanisti vurmayın) sözünü kullandı.

Karremans’ın “Piyanisti vurmayın” sözleri, aslında kendisini sorumluluktan uzak tutma çabasının bir yansımasıydı.

11 Temmuz’da taraflar söz verilen bombardımanı beklerken sahada sessizlik hâkimdi. Karremans emin olmak için tekrar yakın hava desteği talep etti, ancak bu talep yanlış form kullanıldığı için reddedildi. Bu süreç birkaç kez tekrar etti.

Hava desteğine nihayet izin verildiği noktada bu kez Hollanda Savunma Bakanı onay vermedi. Sırpların elinde Hollandalı BM askerleri bulunuyordu ve Hollanda hükûmeti bu durumdan endişe ediyordu. Akashi, bu durumu daha sonra sorumluluktan kaçmak için bir gerekçe olarak kullandı.

Son dakika hava desteği izni verilse de gerçekleştirilen cılız hava saldırıları herhangi bir etki yaratmadı. Sırp kuvvetleri ilerlemeye devam etti. İlerleme sürdükçe birçok BM Barış Gücü askeri esir alındı. En nihayetinde Srebrenitsa düştü.  Sırplar kameralar önünde Boşnaklara yiyecek dağıtırken, arka planda erkek nüfusu ortadan kaldırma planını çoktan yapmışlardı.
Hollanda BM Barış Gücü’nün bilinçli veya bilinçsiz olarak erkek ve kadınları ayırma işlemlerinde Sırplara yardım ederek işlenen etnik temizliğe ve soykırıma suç ortağı oldu.

Binlerce Müslüman katledildi. Resmî kayıtlara göre 8.732 Müslüman erkek hunharca öldürüldü.

Katliamdan sonra apar topar tahliye edilen Hollandalı BM askerleri Zagreb’te eğlenirken görüntülendi. Hafızalarda ise Karremans’ın Mladić ile şampanya içmesi ve kamera önündeki çaresiz görüntüleri kaldı.

Katliamın ardından Hollanda BM Barış Gücü’nün rolü en çok tartışılan konulardan biri hâline geldi. Bu eleştirilerin temelinde, sahadaki pasif tutumun sonucu değiştirebileceği düşüncesi yatmaktadır. Nitekim bazı örnekler, farklı BM birliklerinin benzer şartlar altında daha sert karşılıklar verebildiğini göstermektedir.

Örneğin Goražde Güvenli Bölgesi’nde konuşlu İngiliz Barış Gücü (Britbat 1 ve 2), Mayıs 1995’te Sırp saldırılarına karşı koymuş ve Sırplara ciddi kayıplar verdirmiştir. Stratejik noktalar, Boşnak kuvvetleri gelene kadar savunulmuştur.

Benzer şekilde Danimarkalı ve Isveçli BM birlikleri de Tuzla’da Sırp kuvvetleriyle çatışmaya girerek Sırplara ağır kayıplar verdirmeyi başarmıştır. Hollanda’nın aksine Isveç ve Danimarka Leopard 2 tanklarını Bosna’ya getirmişlerdi.

Dutchbat komutanı Karremans, hava desteği ve ağır silah eksikliğini temel gerekçe olarak öne sürse de, benzer şartlar altında farklı ülke birliklerin daha aktif bir tutum sergilemiş olması bu tartışmayı günümüze kadar taşımıştır.

Sonuç
Srebrenitsa’nın düşüşü, sadece askeri bir yenilgi değil; aynı zamanda Batı’nın kurduğu karar alma mekanizmasının sahadaki gerçeklikle kopuşunun bir sonucuydu. Sırplar Birleşmiş Milletleri ciddiye almıyordu. BM’nin sönük ve etkisiz kalması, Sırpların anlaşmaları ihlal etmesine, şiddeti tırmandırmasına ve dünyanın gözü önünde soykırım gerçekleştirmesine zemin hazırladı.

Srebrenitsa’da yaşananlar, yalnızca sahadaki askerî dengesizliğin değil, aynı zamanda uluslararası sistemin karar alma mekanizmasının da ciddi şekilde aksadığını gösterdi. Kâğıt üzerinde geniş yetkilere sahip olan bir yapı, sahada bürokratik engeller ve siyasi çekinceler nedeniyle işlevsiz hâle geldi.

Hollanda Barış Gücü’nün rolü ise bu çöküşün en çok tartışılan boyutlarından biri oldu. Hollandalı askerlerin Boşnak sivillere yönelik ırkçı tutumuna dair iddialar, silinen etnik temizlik görüntüleri ve çelişkili raporlar kamuoyunda ciddi soru işaretleri doğurdu. Bazı araştırmacılar, sahadaki birliklerin tarafsızlığı konusunda eleştiriler yöneltirken, bu iddiaların bir kısmı tam anlamıyla açıklığa kavuşturulamadı.

Nitekim Hollanda Savaş, Holokost ve Soykırım Enstitüsü’nün 2002 yılında yayımladığı kapsamlı Srebrenitsa raporu, doğrudan bir “ana suçlu” tespiti yapmasa da Hollanda’yı sorumluluk taşıyan taraflardan biri olarak işaret etti. Bu raporun ardından Hollanda hükümeti 2002’de istifa etmek zorunda kaldı.

Yıllar sonra gelen siyasi açıklamalar ise bu tartışmaların hâlâ sürdüğünü gösterdi. 2022 yılında Başbakan Rutte Dutchbat askerlerinden özür dilerken, Savunma Bakanı Ollongren Bosna’daki anma töreninde kurban yakınlarına “en derin özürlerini” sundu.

Bugün geriye dönüp bakıldığında Srebrenitsa, yalnızca bir katliam değil; uluslararası toplumun irade gösteremediğinde nelerin yaşanabileceğinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak hafızalara kazınmıştır.

Srebrenitsa, koruma vaadinin en trajik şekilde boşa çıktığı yer olarak tarihe geçti.

Kaynakça:

Srebrenica. Who Cares? – Thom Karremans
Yugoslavia: Death of a Nation / BBC
Operation Insanity / Albay Richard Westley
https://nos.nl/artikel/2436236-nederland-maakt-diepste-excuses-aan-nabestaanden-genocide-srebrenica

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.